
Dünyadaki diller konuştuğumuz kelimelerin nasıl oluştuğunu hiç düşündünüz mü? Ya da dil gelişerek nasıl günümüzde yer almış sizce? İnsanlar konuşmaya ilk taklit yoluyla geliştirmeye başlamış doğadaki bütün sesleri işiterek belirli kombinasyonlar oluşturmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Aslında bakarsanız konuşma temellerinin, gelişiminin ve sürdürmesinin ana yapı taşı işitme diyebiliriz.
Sosyal varlık olan insan diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği bilinçli düzeyde konuşarak iletişim kurması diyebiliriz. Konuşma için bir çok özelliklerin olması ile birlikte kişinin işitmesi, duyması ve anlaması da gerekmektedir. Kant’ın ‘’Görmemek insanı eşyadan ayırır; duymamak insanı insandan ayırır’’ sözü ile işitmenin sosyal bir varlık olmanın vazgeçilmez bir öge olduğunu açıklamış olur.
İnsanlar 20 ile 20.000 hz arasındaki sesleri duyması yaşam için bir dengedir. Çünkü bir kedinin ya da başka bir hayvanın duyduğu sesleri duymamız bize rahatsızlık verebilir. Fakat bu aralık da sesleri duymasaydık bu sefer evreni sınırlı algılamış olacaktır. İnsan kulağı bir denge üzerinde işitmektedir. İşitme kaybı olan kişilerde bu frekans aralıklarında sınırlı duyma ve anlama kişinin dış dünyadan gelen ses uyaranlarını sınırlı almış olur. Bu durumda dış dünyayı eksik algılanmasına neden olur. Gothe’nin dediği gibi ‘’Hiç kimse bildiğinden fazlasını işitmez; kimse hissedebildiğinden, hayal edebildiğinden ve düşünebildiğinden fazla algılayamaz’’
Sonuç olarak, işitme ve duyma, insanın dünyayla ve kendisiyle olan ilişkisini anlamaya dair derin bir felsefi anlam taşır. Bu duyular, varoluşumuzun, anlam arayışımızın ve bilgelik yolculuğumuzun ayrılmaz bir parçasıdır. Duyduklarımız, duyacaklarımızın bir yansımasıdır ve bu yansıma, bizi her zaman daha derin bir anlam arayışına yönlendirir.
Fiyat bilgilerini almanız için merkezimizde cihaz adaptasyonu sonrasında alabilirsiniz.